DERELERİMİZ BÖLGEMİZİN ŞAH DAMARLARIDIR !
Milliyetçi Hareket Partisi Fındıklı İlçe Başkanı Soyhan Köseoğlu yaptığı açıklamada AKP hükümetinin Doğu Karadeniz bölgesi başta olmak üzere yetersiz teknik planlama ve sorumsuz bir anlayışla HES projelerinin uygulanmasına izin vermiş hatta kamu kurumları ve üniversiteler tarafından hazırlanan ÇED raporlarını dahi görmezden gelmiştir.
AKP 10 yıla yaklaşan iktidarı süresince, uyguladığı hatalı ekonomik politikaların sonucunda, ortaya çıkan cari açık sorununa neden olarak; elektrik enerjisi başta olmak üzere, ithalata dayalı enerji üretim maliyetlerindeki artışı gerekçe göstermiştir.
AKP bu gerekçesinden hareketle, Doğu Karadeniz bölgesi başta olmak üzere, yetersiz teknik planlama ve sorumsuz bir anlayışla HES projelerinin uygulanmasına izin vermiş hatta kamu kurumları ve üniversiteler tarafından hazırlanan ÇED raporlarını dahi görmezden gelmiştir.
Milliyetçi Hareket Partisi tarafından, hassasiyetle takip edilmekte olan HES projelerinin arz etmiş olduğu görüntü, bir enerji üretim girişiminin ötesine geçmiştir. 16-22 Mart 2009 tarihleri arasında toplanan İstanbul'da düzenlen 5. Dünya Su Forumunda ; Dünya Su Konseyi, OECD ve Dünya Bankası gibi kapitalist sistemin kurumlarının son dönemde öne çıkardıkları "kamu-kamu ortaklığı" stratejisi ile bölge halkların algısında suyun metalaştırılması süreci gündeme getirilmiş ve her alanda Türk Milletinin kaybetmesi demek olan AKP'nin "kazan-kazan" ilkesi bu konuda hükümet tarafından öne çıkarılmıştır.
Nedir bu "kamu-kamu ortaklığı" ?
Bu stratejide, suyun piyasada alınıp satılabilen bir mal haline getirilmesi yönünde yapılacak yasal düzenlemeler devletler eliyle yürütülmektedir. Üstelik temiz suyun hızla kirletildiği ve tüketildiği kapitalist düzen bir yandan devam ediyor olacağı için, su dağıtımı ve kaynaklan üzerindeki mülkiyet devletlerde kalsa bile, su iletim ve dağıtımında yalnızca kamu mülkiyetinin savunulması ile sınırlı talepler, suyun doğal çevriminde azalmayı ve eko-sistem üzerindeki yıkım sürecinin hızlanmasını sağlayacaktır. Bu stratejiyle, su kaynaklarını dünya piyasalarında pazarlama konusunda deneyim kazanmış yerli ve yabancı kamusal su işletmelerinin, bu deneyimlerini diğer kamu suyu işletmeleri ile paylaşması ve bütün devlet su kurumlarının dünya pazarında etkin birer ticari aktör haline getirilmesi öngörülmektedir.
AKP bü hedefe ulaşmayı kolaylaştırmak amacıyla; Anayasanın 91. maddesine dayanarak seçim öncesi, 4 Mayıs 2011 tarihinde resmi gazetede yayınlanan 6223 sayılı yetki kanunu çıkarma kararıyla 6 ay süre ile KHK (Kanun Hükmünde Kararname) çıkarma yetkisi çerçevesinde, 636 sayılı KHK ile önce Çevre, Orman ve Şehircilik Bakanlığı kurulmuş, ancak kısa bir süre içerisinde bu bakanlık ; çıkarılan 644 sayılı KHK ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığına dönüşmüş, Orman'da su ile birleştirilerek Orman ve Su İşleri Bakanlığı kurulmuştur.
Çevre Bakanlığı ile mutlaka başka bir alanı birleştirmek gerekiyorsa, en uygun olanın "Çevre ve Su Bakanlığı" olması değil midir?
Bugün bütün dünyada su stratejik bir kaynak haline gelmiştir. Çevre Bakanlığının birçok görevi su ile yakından ilgili değil midir?
Ayrıca, 644 sayılı KHK ile oluşturulan Çevre ve Şehircilik Bakanlığının görev ve yetki alanında çevre koruma planlarını yapma yetkisi mevcut iken bu, 648 sayılı KHK ile kaldırılmıştır.
Böylece bu yeni düzenlemeler ile çevreye; "ekolojik" bir perspektif ten değil "peyzaj" ve "piyasa talepleri" gözüyle bakılacağı anlaşılmaktadır.
Ülkemizin ekonomik olarak kullanılabilen su miktarı, yıllık çekilebilen 12,2 km3 yeraltı suyu ve yıllık tüketilebilen 95 km3 yüzey suyu olmak üzere toplam 107,2 km3 tür. Kullanım amaçlarına göre suyun % 74'ü sulama suyu, % 16'sı içme-kullanma suyu, % 10'u ise endüstriyel kullanım suyu olarak değerlendirilmektedir. Dünyada kişi başına düşen su miktarı 1995 yılında 8500 m3 iken, 1990'da 3625 m3'e 2000'de 3250 m3,e gerilemiştir. 2025 yılında bu değerin 2186 m3'e kadar ineceği tahmin edilmektedir. UNEP'in (Birleşmiş Milletler Çevre Programı) Raporu'na göre dünya ortalaması 7000 m3 olarak belirlenmiş olup, Türkiye 2009 yılı itibarı ile kişi başına 1430 m3 tatlı su kaynağı ile düşük sınıfta yer almaktadır.
Dünya Bankası'nın Haziran 2006 tarihli Türkiye'de Su Yönetimi üzerine hazırladığı son raporunda sürdürülebilir su yönetimi ve gelecekteki su sorununun önüne geçilmesi için DSİ'nin sulama projelerinden vazgeçmesi önerisi yapılmıştır. Bu öneriler dikkate alındığında yakın bir gelecekte DSİ'nin bu fonksiyonunun da ortadan kalkacağı görülmektedir. Diğer taraftan halen DSİ Genel Müdürlüğünde Sulama Suyu Satış ve Dağıtımının özelleştirilerek özel sektöre devredilmesi çalışmaları sürdürülmektedir. Bu kapsamda öncelikle Diyarbakır - Silvan ve Balıkesir Manyas sulama suyu özelleştirilmesinin altyapısı oluşturulmaktadır !
Diğer yandan Fırat, Dicle ve Kızılırmak olmak üzere 12'den fazla akarsuyun ve göletin kullanım hakkının 49 yıla kadar vadeler ile sulama amacıyla özel sektöre devri planlanmakta olup bu projenin sulama amacıyla sınırlı kalmayıp kısa süre içerisinde içmesuyu alanına da uzanacağı hükümet yetkilileri tarafından dile getirilmektedir. "Devletin boşa akan su kaynakları değerlendirme girişimi" olarak kamuoyuna yansıtılan proje, akarsuları metaya dönüştüren açık bir özelleştirme girişimidir. IMF ve Dünya Bankası borçları ödeyebilmek üzere yine bu kuruluşlarca dayatılan özelleştirme programına harfiyen uyan ve bu yolda orman ve mera alanlarını satılığa çıkaran zihniyet şimdi de akarsuları özel sektörün insafına terk etmektedir.
Şimdi bu sürecin Doğu Karadeniz Bölgesinde de yaşanmasına izin verecek miyiz ? Asla.
Bu bağlamda, Fındıklı'da Arılı Deresi başta olmak üzere, tüm derelerimiz üzerde yapılan "dere ıslah çalışmaları" ile ilgili takip ve konuyu kamuoyu gündemine taşıma çalışmalarımız devam edecektir.
Konu ile ilgili çözüm önerilerimiz şunlardır :
1- Ulusal ve yerel ölçekte, kamu yararını ön planda tutan bir su politikası oluşturulmalıdır.
2- Su varlıklarının korunması, geliştirilmesi, doğru ve planlı kullanımında, yasal düzenlemeler bilim ve toplum yararı ekseninde yapılmalıdır.
3- Su politikası ve yönetiminde, görev ve yetki karmaşasını çözecek merkezi, yerel örgütlenmeler ile tüzel (demekler, birlikler vb.) organizasyonların ortak sorumluluk üstleneceği, yeni bir anlayış geliştirilmelidir.
4- İller Bankası ve DSİ Genel Müdürlüğü gibi kurumların, su politikaları ve su yönetimi alanındaki görev ve sorumlulukları yeniden tanımlanmalı, "havza yönetimi" temelinde yetkileri yeniden yapılandırılmalıdır.
5- Mevcut su kaynakları, miktar ve kalite olarak korunmalı ve iyileştirilmelidir .
Tüm hemşehrilerimize saygılarımızla arz ederiz.